Hukuk Fakültesi

İMÜ Hukuk Kitaplığı Röportaj Serisi - Doç. Dr. Emrullah Kervankıran ile Akademi Üzerine Konuştuk

04.05.2021

Doç. Dr. Emrullah Kervankıran, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1994 yılında mezun olmasının ardından lisansüstü eğitimi için Almanya’ya yerleşti. Yüksek lisansını Bielefeld Üniversitesi, doktorasını Frankfurt J.W. Goethe Üniversitesi’nde tamamlamasının ardından 2007’de Türkiye’ye dönmüş ve Maltepe Üniversitesi’nde göreve başlamıştır. Burada uzun yıllar çalıştıktan sonra şimdilerde üniversitemizde Fikri Mülkiyet Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.

  1. Sayın hocam okuyucularımız için öncelikle sizi tanıyalım, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1994 yılında mezun olduktan sonra Yüksek Lisans ve Doktora eğitimi için Almanya’ya gitmişsiniz. Yurtdışında eğitim almaya ne zaman, nasıl karar verdiniz? 

Aslına bakarsanız daha fakülteyi bitirmeden son sınıfta evlenerek evlilik birliği yoluyla Almanya’ya gitmiştim. Dördüncü sınıf boyunca orada kaldım ve sadece sınavlara girmek için geldim. Öğrenci iken yurt dışında gidip oralarda eğitim alma ve akademisyen olma gibi düşüncelerim hep vardı. Evlilik birliği yoluyla Almanya’ya gittiğim için orada işçi sıfatıyla bulunuyordum. Ancak ben orada bulunma imkanını eğitim amacıyla kullanmaya kararlıydım ve akademisyen olma hayalimi gerçekleştirmek için girişimlerde bulunmaya başladım. Önce Paderborn Üniversitesi’ne kaydolarak bir yıl boyunca Almanca öğrendim. Daha sonra biraz Alman hukukuna aşina olmak için bir süre Almanya’nın köklü üniversitelerinden olan Münster Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam ettim. Bir dönem boyunca dersleri takip ettikten sonra buradan ayrıldım ve Master yapmaya karar verdim. Bunun için birçok üniversiteden kabul aldım ve sonunda oturduğum yere yakın olan Bielefeld Üniversitesi’ne kaydoldum. Burayı bitirdikten sonra Magister Legium (LLM) diploması aldım. Doktorayı ise Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde yaptım. Bu süreçte eşimin desteğini ve fedakârlıklarını unutamam.

  1. Lisansüstü eğitim süreciniz, kitap ve makalelerinize baktığımızda ileri derecede Almanca bildiğinizi görüyoruz. Yüksek Lisans ve Doktora tezlerinizi de Almanca yazmışsınız. Ticaret hukuku çalışmaları bakımından Almanca’nın olmazsa olmaz olduğunu söyleyebilir miyiz? Sizce Almanca bilmeksizin ticaret hukuku çalışmanın dezavantajları nelerdir? 

Her akademisyenin kendi bilim dalının kaynaklarına göre bir ya da birkaç dili iyi şekilde öğrenmesi gerekir. Örneğin ilahiyatçı iseniz Arapçayı, Tarihçi iseniz Osmanlıcayı ve birçok batılı dili öğrenmeniz gerekir. Bildiğiniz gibi Hukuk temel olarak ikiye ayrılır: Özel Hukuk ve Kamu Hukuku. Ticaret Hukuku Özel Hukuk alanı içerisinde bulunmaktadır. Eğer Özel Hukuk alanında akademisyen olmak istiyorsanız mutlaka Almancayı bilmeniz gerekir. Zira Özel Hukuk alanında kaynaklarımız İsviçre ve Alman hukuklarına dayanmakta olup, akademik çalışma yapabilmeniz için hukukumuzun dayandığı bu kaynaklara ulaşmanız çok önem arz etmektedir. Diğer taraftan yine yurt dışındaki güncel mahkeme kararlarını ve akademik çalışmaları takip etmek için de o dili bilmeniz gerekmektedir.  Aksi takdirde esaslı bir çalışma ortaya koyamazsınız. Bu nedenle akademisyen olmaya karar verecek olan gençlerin bu hususa çok dikkat etmeleri gerekir. İngilizce bilmek tartışmasız günümüzde çok önemli bir özellik, ancak ticaret hukuku açısından yeterli olmaz. Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı İngilizceyi bilenlerin üstüne bir de Almancayı ilave etmeleri gerekir. Bu arada Almanca’nın oldukça zor bir dil olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.     

  1. Doktora tezinizi Almanya’da ünlü bir hukukçu olan Emeritus Prof. Dr. Theodor Baums danışmanlığında tamamlamışsınız. Baums, federal alman devletine danışmanlık yapmış ve pek çok ödül almış bir hukukçu olarak tanınıyor. Böyle başarılı bir hukukçu ile birebir çalışmak sizin için nasıl bir tecrübe oldu? Bu sürecin kolaylıklar ve zorluklarını düşündüğünüzde,  bizimle paylaşabileceğiniz unutamadığınız anılarınız nelerdir?

Belirtmiş olduğunuz gibi doktora hocam Prof. Dr. Theodor Baums’dur. Kendisi federal hükümete danışmanlık yapmış, hükümet komisyonlarında görev almış, çok sayıda akademik çalışması bulunan ünlü bir hukukçudur. Gidenler bilir Alman üniversitelerindeki hocalar çok mütevazi ve yardımseverdirler. Söz gelimi şimdi herhangi bir Alman üniversitesinde görev yapan bir hocaya mail atarak yardımda bulunsanız hemen size cevap verirler ve ellerinden ne geliyorsa da yaparlar.  Benim hocam Baums’da böyle çok mütevazi birisidir. Kendisinden doktora danışmanım olması için talepte bulunduğumda beni çok iyi karşıladı ve danışmanım olmayı (Almanya’da buna doktora babası denmektedir) kabul etti. Bu süreçte yıllar içinde çok sayıda görüşmemiz oldu. Kendisi beni sabırla dinledi, çok yardımcı oldu ve yol gösterdi. Kendisiyle çalışmaktan çok zevk aldım ve mutlu oldum. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum.

Onunla unutamayacağım en önemli hatıra 2017 yılında hocamız için hazırlanan yetmişinci doğum yılı Armağanın takdimi töreninde olmuştu. Bu Armağan’a ben de Türkiye’den bir makale ile katıldım. Tören Frankfurt’ta çok güzel bir tarihi salonda yapıldı. Törene Almanya içinden ve dışından yaklaşık yüz civarında seçkin hukukçu katılmıştı. Katılanların büyük bir kısmı tanınmış profesörlerden oluşuyordu. Çeşitli konuşmalardan ve müzik dinletilerinden oluşan çok güzel bir program olmuştu. Hatta hayatımda daha önce bu kadar seviyesi yüksek konuklardan oluşan bir törene katılmamıştım diyebilirim. Törenin atmosferinden adeta büyülenmiştim. İşte böyle bir programda hocam Baums yanıma geldi, elimden tutarak beni ayağa kaldırdı ve oradakilere hitaben; “Bakınız size kimi tanıştıracağım, Bay Kervankıran, benim Türkiye’de profesör olan başarılı bir öğrencim, sadece bu programa katılmak için Türkiye’den gelme inceliğini gösterdi, kendisine huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum dedi”. O anda bütün bakışlar benim üzerime odaklanmıştı. Böyle bir törende beni oradaki ünlü konuklara takdim etmesi hayatımda unutamayacağım anlardan biridir.       

  1. Almanya’da yayınlanan doktora tezinizde ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluk ilkesini Alman ve Türk hukuk sistemleri bakımından karşılaştırmalı olarak incelediniz. Eserde cevaplamayı amaçladığınız temel problemler nelerdir? Ayrıca tezinizin kabul edilmesinden sonra yayın sürecinde zorluklar yaşadınız mı?

Benim araştırma alanım ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ilkesiydi. Bu konuyu hocam Baums teklif etmişti. Konunun özellikle Alman ve Türk hukuku bakımından karşılaştırmalı olarak incelenmesine karar verildi. Böyle bir durumda yükünüz iki kart artmaktadır. Zira araştırma yaptığınız konuda hem Türk hukukuna hem de Alman hukukuna birbiriyle mukayese edecek kadar hâkim olmanız gerekiyor. Diğer ülkeleri bilmiyorum ama Alman hocalar, yabancı öğrencilere danışmanlık yaparken, kararlaştırılan konunun sadece öğrencinin geldiği ülke hukuku ile sınırlı kalmasını istemiyorlar. Ayrıca Alman hukukuyla da mukayeseli olarak incelenmesini şart koşuyorlar. Böylece, bir taraftan yabancı ülkeden gelen öğrenci doktora yapma imkânını elde ederken, Alman hocalar da o ülke hukuku bakımından merak ettikleri bir konuyu araştırıp incelettirmiş oluyorlar.

Artık günümüz dünyasında ticaretle uğraşanlar, alacaklılara karşısında bütün malvarlıkları ile sorumlu tutulmak istemedikleri için, kendilerine sınırlı sorumluluk sağlayan şirketleri kurmakta ya da kurulmuş olanlara ortak olarak katılmaktadırlar. Ben yapmış olduğum doktora çalışmasında, sınırlı sorumluluğun tarihini, hangi şirket ortakları bakımından söz konusu olduğunu, özellikle sermaye şirketlerinde ortakların sorumluluğunun sınırlandırılması gibi bir ayrıcalık tanınmasına karşın, alacaklılara güvence sağlayan ne gibi mekanizmalar öngörülmüş olduğu, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması halinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gibi konuları inceledim. Ayrıntılı bir çalışma oldu. Her konu Türk ve Alman hukuku bakımından ayrı ayrı ele alındı ve sonunda mukayese edildi. Belirtmiş olduğum gibi sınırlı sorumlu olan şirketler değil, bilakis ortakların sınırlı sorumluluğu söz konusu. Şirketler ise alacaklılara karşı kendi malvarlıkları ile sınırsız bir şekilde sorumludurlar.

Yayın aşamasında bir zorluk yaşamadım. Doktora çalışmam kabul edildikten sonra danışman hocam Baums, bu Frankfurt Üniversitesi bünyesinde kurulmuş olan “Frankfurter wirtschaftsrechtliche Studien” yayın serisi içinde yayınlanmasını teklif etti. Özellikle başarılı bulunan çalışmalar buraya alındığı için, bu durum beni çok mutlu etti.  Böylece doktoram anılan serinin 82. kitabı olarak yayınlandı. Böylece bu doktora çalışması neredeyse Avrupa’daki tüm üniversite kütüphanelerine girmiş oldu.

  1. Bildiğiniz gibi ülkemiz hukuk sistemi tarihte pek çok iktibas tecrübesi geçirmiş. Ticaret hukuku bakımından Almanya’dan da iktibas sağlanmış. Karşılaştırmalı Türk ve Alman ticaret hukuku alanında birçok eser vermiş biri olarak, bu iktibasın ülkemiz sistemine uygun olduğu ve başarı sağladığını söyleyebilir miyiz? Bu hususta yapılanlar ve yapılması gerekenlerle ilgili olumlu ve olumsuz düşünceleriniz nelerdir?

6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’na esas itibariyle İsviçre Borçlar Kanunu kaynaklık etmekteydi. Ancak 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Ticaret Kanunu’na hem İsviçre hem de Alman Hukuku kaynaklık etmektedir. Hatta öyle kanun maddeleri var ki, hükmün bir kısmı İsviçre Kanunu’ndan bir kısmı Alman Kanunundan alınmış. Bu durum kanun yapma tekniğine aykırı olup, çelişkili sonuçlar ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Zira kanun maddeleri belli bir sistematik dâhilinde düzenlenmektedir. Eğer buna dikkat edilmezse, önceki bir hüküm daha sonraki bir hükümle çelişkiye düşebilir. Dolayısıyla her hüküm kendi sistematiği içinde bir anlam taşımaktadır. Ticaret Kanunumuzda bazı yerlerde bu durum göz ardı edilmiş olduğu için, bu şekilde çelişki oluşturan hükümler bulunmaktadır.

Yeni Ticaret Kanunu Avrupa topluluğuna girme hazırlıkları çerçevesinde, Türk hukukunun Avrupa Topluluğu Hukuku müktesebatına uydurma çalışmaları çerçevesinde hazırlandı. Zira 1956 tarihli ve 6762 sayılı eski Ticaret Kanunun modern ticari hayatın ihtiyaçlarını karşılama konusunda artık yetersiz kalmıştı. Böylece 1535 maddeden oluşan çok kapsamlı bir Ticaret Kanunu ortaya çıkmış oldu. Bu dönemde sadece Ticaret Kanunu değil, Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Kanunu gibi önemli kanunlar da hazırlanarak peş peşe yürürlüğe sokuldu.

Yürürlük öncesi ve sonrası Kanunda birçok defa değişiklikler ve eklemeler yapıldı. Ticaret Kanunu’nun geneli ve 2012 yılından beri yürürlükte olduğu göz önüne alındığına, eleştiri konusu olan birçok hükmü bünyesinde barındırsa da, başarılı bir şekilde uygulanmakta olduğunu söyleyebiliriz. 

  1. Vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz hocam.

İlginiz için ben teşekkür ederim.