Hukuk Fakültesi

İMÜ Hukuk Kitaplığı Röportaj Serisi - Dr. Sezen Kama Işık ile Yeni Kitabını Konuştuk

26.05.2021

Dr. Sezen Kama Işık, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı üyesidir. Fakültemizde Anayasa Hukuku, Siyasi Partiler Hukuku, Genel Kamu Hukuku, Hukuk Başlangıcı dersleri vermiştir. Hocamız ile “Avrupa Veri Koruma Hukuku’na Anayasal Bir Bakış” isimli doktora eseri üzerine konuştuk.

1.Sayın hocam, bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle sizi tanıyalım. Bize biraz eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

Öncelikle Fakültemiz’in İMÜ Hukuk Kitaplığı Röportaj Serisi gibi oldukça güzel bu çalışmadaki emeğiniz için teşekkür ediyorum. Kısaca bahsedecek olursam; 2009’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimimi tamamlamamın ardından aynı sene İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Yüksek lisans Programı’na başladım. Ders aşamasını tamamlamamla birlikte 2011’de YLSY bursu neticesinde önce University of London School of Oriental and African Studies’te Uluslararası Hukuk& Uluslararası İlişkiler Pre-Master Programı’nı bitirdim. 2012’de ise University of London Queen Mary and Westfield College’da İnsan Hakları Hukuku alanında yüksek lisans programından mezun oldum. Buradaki modül tezim ayrıca Queen Mary Human Rights Law Review’de yayımlandı. Devamında doktoramı Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı’nda 2019 senesinde tamamlayarak doktor ünvanı almaya hak kazandım.

2.Yüksek lisans eğitiminizi İngiltere'de tamamladıktan sonra doktora eğitiminiz sırasında da Sorbonne Üniversitesi'nde araştırmacı olarak görev yapmışsınız. Bu süreçte hem Türkiye hem de AB burslarına hak kazandığınızı biliyoruz. Lisansüstü eğitim sürecinde yurtdışı tecrübesi akademik serüveninize ne gibi katkılar sağladı? Dil öğrenme, burs programlarına entegrasyon ve hukuk eğitimi bakımından yurtdışı olanakları ile ilgili öğrencilerimize tavsiyeleriniz nelerdir?

İlk söyleyeceğim şey, kesinlikle yurtdışı tecrübesini edinebilmek için ellerinden geleni yapmaları olacaktır. Yurtdışı tecrübesi hem ilmi gelişim bakımından hem de uluslararası bir ortamda kendini ifade edebilmenin özgüveni bakımından oldukça önemli. Bir de maalesef uzun yıllar gramer bilgisine boğulan bizlerin dil bakımından cesaretlenmesini de sağlıyor. Benim özelimde de bu durum çok farklı olmadı. Hukuk alanında metinleri farklı dillerde okuyabilmek, farklı kültürden öğrenci ve akademisyenlerle tanışmak insanın ufkunu da oldukça açıyor. Ben İngiltere’de öğrenci, Fransa’da ise öğrenci ve akademisyen kimlikleri ile bulunduğumdan her iki ülkeye dair naçizane şöyle bir analiz yapabilirim; Hukuk alanında İngiltere’de oldukça spesifik konularda çalışmalar yapılırken ve yalnızca o konuda hakimiyet beklenirken durum Fransa’da bir parça daha bizim sistemimize benzer şekilde, genel konular bağlamında ilerlemekte. Bu bakımdan aslında Fransa oldukça önemli bir destinasyon diye düşünüyorum.

Öğrenci arkadaşlara yurtdışı tecrübesi için bazı programlardan bahsedecek olursam öncelikle kısa süreli hukuk okulları ile başlamak iyi bir başlangıç noktası olabilir. Birçok önemli üniversite ya da kurum hukuk alanında yaz okulları düzenlenmekte ve bu kapsamda katılımcı bursları vermektedir. Söz gelimi Bolonya Üniversitesi, School of Advanced International Studies- John Hopkins University, Institute of Advanced Legal Studies, The Oxford Institute, The Hague Academy of International Law gibi. Yüksek lisans ve doktora eğitimi için ise, ülkemizin başarılı öğrencilerini yetiştirmek gayesi ile ortaya koyduğu ve akademisyenlik için artık doktora zorunluluğu da olan YLSY bursunu anmalıyım. Avrupa nezdinde ise Avrupa Gönüllü Hizmeti, Jean Monnet gibi AB programları ya da İngiltere özelinde Chevening, Fransa özelinde Eiffel Mükemmellik ya da Emile Boutmy gibi burs programları hukuk öğrencileri için oldukça iyi başlangıç noktaları olabilir.

3.Yakın zamanda doktora çalışmanızın ürünü olan “Avrupa Veri Koruma Hukuku’na Anayasal Bir Bakış” isimli eseriniz yayınlandı. Öncelikle tebrik ederiz. Kişisel verilerin korunması hukuku günümüzde teknolojinin ilerlemesi ve küreselleşmenin getirileri sonucu oldukça hassas ve hayati bir konu haline geldi. Avrupa ve Türkiye’de bu hususta yeterli düzenlemeler olduğunu düşünüyor musunuz?

Yuval Noah Harari’nin Homo Deus isimli kitabında “Yükselen en ilginç din ne Tanrılara ne de insana hürmet ediyor, sadece veriye tapıyor: Dataizm dini.” diyor. Tez konumu seçtiğimde kişisel veri meselesine ilgi bu denli yoğun değildi; ancak özellikle devamındaki süreçte geometrik bir artışla ilerledi. Bu ise adeta Harari’nin haklı olabileceği ve biraz da distopik bir geleceğin habercisi gibi. İşte kanaatimce biraz da teknolojiyi geriden takip etmeye çalışan hukuk, Avrupa’da da Türkiye’de de meselenin hızına yetişemiyor vaziyette. Ancak yine de Avrupa’nın konuya ilişkin bilincinin 70’li yıllara uzandığını düşünürsek, şimdilik en başarılı düzen olarak adlandırabiliriz. Özellikle 2016 tarihli Genel Veri Koruma Tüzüğü (GVKT-GDPR) bu sürecin en son ve şimdilik en mühim metni. Öte yandan veri korumanın Türkiye’deki yansıması ise ancak 2010 yılındaki Anayasa Değişikliği ile hukuki bir metinde, anayasal bir hak olarak karşımıza çıkıyor. İlgili madde uyarınca konuya ilişkin spesifik Kişisel Verilerin Korunması Kanunu da 2016’da yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla bu konudaki bilincin artması oldukça yakın tarihli. Fakat burada güncel bir durumu da dile getirmek yerinde olacaktır. 2 Mart 2021 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından İnsan Hakları Eylem Planı’nın ana maddelerinden biri olarak KVKK’nın AB standartları ile uyumlu hale getirilmesi ve bu bağlamda GVKT ile bağdaşan değişikliklerin gerçekleştirilmesi önemli maddelerden biri olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda önemli adımlar atılacaktır zannediyorum.

4.Malumunuz günümüzde sosyal medya insanlar tarafından çok aktif biçimde kullanılmakta. Konum bilgisi içeren yer bildirimleri, instagram gibi uygulamalar yoluyla elde edilen fotoğraflar, mesleki bilgiler ve benzeri birçok bilgi erişime açık biçimde internet ortamında bulunmakta. Dolayısıyla bu bilgilerin elde edilmesi de hukuka aykırı yollardan değil kişilerin kendi rızası ile paylaşıma açtığı bilgiler. Hukuka uygun biçimde elde edilmiş bu bilgilerin kullanılmasının hukuki sakıncaları nelerdir?

Evet, bahsettiğiniz gibi tüm sosyal medya, alışveriş siteleri, indirilen uygulamalar vb. mecralar üzerinden çoklukla veriler öznelerinin rızası ile elde edilmekte. Ancak buradaki kilit nokta sürecin denetimi. Şöyle ki, özellikle yapay zekanın ve algoritmaların yönlendirdiği bu süreçlerde veri koruma konusunda çok da bilinci olmayan bir veri öznesinin süreci ne kadar denetleyebileceği tartışılır. Elbette hukuki bağlamda amaca uygun bir veri işleme sürecinde veri minimizasyonuna uyulması temel ilkelerdendir. Ancak bu örnekte mesele hukuki bir çerçeveden ziyade bir miktar bilinç meselesi. Çünkü sadece rıza var deyip tüm kapıları açmak süreci oldukça tehlikeli bir noktaya getirebilme potansiyeline sahip. Bilinç kazandırma konusunda ise Kişisel Verileri Koruma Kurumu oldukça başarılı işlere imza atarak gerek reklamlardan gerek sosyal medyadan ve hatta gerek de çizgi filmlerden efektif biçimde yararlanıyor.

5.Malumunuz sosyal medya üzerinden paylaşılan bilgilerin araştırma şirketlerine satılarak politik başarı elde etmede kullanılması söz konusu olmuştu.  Bu bilgilerin satılması ve kullanılması kişileri rahatsız etse de aynı bilgi paylaşımları sosyal medya üzerinde devam etmekte. Özellikle mahremiyet bağlamında sosyal medya bilincinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Biraz önce bahsettiğim distopik bir gelecek öngörüsünün en temel örneklerinden biri, soruda dile getirdiğiniz Cambridge Analytica skandalı. Bu olay, GVKT’nin yürürlüğe girmesi sonrası veri korumaya dair Facebook’a verilen para cezası ile gündeme gelen ve dünya çapında ses getiren en büyük olay. Buna göre, ABD eski Başkanı Trump’ın seçim çalışmalarını yürüten takımıyla çalışan ve İngiltere’deki Brexit oylamasını kazanan seçim kampanyasını yürüten Cambridge Analytica adlı veri analiz şirketi Facebook vasıtasıyla 50 milyon kişinin profil bilgilerini izinsiz bir biçimde ele geçirmiş ve neticesinde kişilerin seçim tercihlerini etkileyen bir algoritma geliştirmiştir. Bu algoritma sayesinde de kişilerin siyasi tercihlerini etkileyebilecek, kişiye özel ve gerçek olmayan reklamlar ve haberler üretilmiştir. Dolayısıyla bilgi çağı olarak anılan çağın bir tehlikesi de kendi gerçeğini yaratmış post-truth (gerçeklik ötesi) denen bir dönemi doğurmuş olması. Cambridge Analytica’nın esas önemi ise çok daha tehlikeli bir bağlamda karşımıza çıkıyor. Bireyin kendi özgür iradesi ile karar verdiği düşünülürken aslında özgür olmayan bir birey iradesinin doğumuna sebep olması. Bu bağlamda insan hakları teorisi özelinde belki de çağımızın insan onuruna yönelttiği en büyük tehdit, teknolojinin bu sonuçları ile dördüncü kuşak haklara karşı gerçekleşiyor zaten. İşte bu durum kişisel veri meselesinin fazlaca popülerleşen kısmından çok daha farklı bir noktayı işaret ediyor. Veri dediğimiz fenomen aslında modern devletin olmazsa olmazı demokrasiyi de dönüştürüp tahtından edebilecek güçte. Zaten baktığımızda teknolojik gelişmelere dair tüm fütüristik eserler de hep birer distopya. Dolayısıyla günümüzde verisine hâkim olabilenin her şeye hâkim olabileceğini söylemek pek de abartılı bir söylem olmayacaktır.

6.Doktora çalışmanızda Avrupa Veri Koruma Hukuku’nun ülkemize olan etkilerini de kaleme almışsınız.  İki sistem arasında önemli farklar nelerdir? Ülkemizde bu konuda iyileştirilmesi gereken alanlar nelerdir?

Avrupa özelinde alandaki temel hukuki metin, bahsettiğim üzere Genel Veri Koruma Tüzüğü. Anılan Tüzük, 2016’da 95/46/AT Sayılı Veri Koruma Direktifi’ni ortadan kaldırarak Avrupa Veri Koruma Reformu’nun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizdeki temel mevzuat olan Kişisel Verilerin Koruması Kanunu da 2016 yılında yürürlüğe girmiştir. Ancak aynı dönemde teknolojik gelişmelerin hızına yetişemediğinden bahisle Avrupa’da kaldırılan 95/46/AT Sayılı Direktif’i esas almıştır. Bu sebeple iki sistem arasında oldukça temel farklılıklar söz konusudur. Röportaj kapsamında hepsine detaylı şekilde değinemesem de temel farklardan bahsedebilirim. Öncelikle GVKT, AB’de mukim herkesi korumakla daha geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yine bu bağlamda GVKT, veri ihlalinde maddi veya manevi zarar gerçekleşmişse veri kontrolörü (sorumlusu) veya veri işleyicisinden tazminat alma hakkını düzenlemektedir. Oysa KVKK yalnızca içeriğindeki idari para cezalarından veri sorumlusunu sorumlu tutmaktadır. Bunun yanısıra KVKK’da düzenlenmemiş iki ayrı kavram GVKT’de vardır: Veri Koruma Görevlisi ve Veri Koruma Temsilcisi. Yine GVKT’nin 35. maddesi kapsamında bir Veri Koruma Etki Değerlendirmesi düzenlenmesi beklenirken KVKK’da böyle bir durum söz konusu değildir. KVKK her ne kadar veri sahibinin işlemeye konu olan kişisel verileri hakkında bilgi isteme veya silinmesi gibi haklarını tanısa da GVKT kapsamlı bir unutulma hakkını tanımaktadır. KVKK’da düzenlenen idari para cezalarının miktarı (20.000 TL ile 1.000.000 TL) sıklıkla şirketler tarafından eleştiriliyorsa da GVKT’deki cezalar çok daha fazladır. (20.000.000 Euro’ya kadar ya da bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar) Temel farklardan sonuncusu olarak ise GVKT’de olmayıp KVKK’da düzenlenen Veri Sorumluları Sicili’dir. Dolayısıyla görülmektedir ki iki metin arasında mühim farklar vardır ve İnsan Hakları Eylem Planı’nın da öncelediği üzere GVKT’ye uyum bu temel farkları nihayete erdirecektir.

7.Bilgi ve tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Son olarak, bu alanda çalışmak isteyen öğrencilerinize tavsiyeleriniz nelerdir?

Böyle keyifli bir sohbet için ben teşekkür ederim. Açıkçası yalnızca veri koruma hukuku değil, dijitalleşmenin getirdiği tüm yeniliklerin bir de hukuki ayağı olduğunu, olacağını göz önünde bulundurmakla işe başlamaları yerinde olacaktır. Bu bağlamda artık evrensel bilim dili olan İngilizce’ye maksimum düzeyde hâkim olmak önemli bir adımdır. Devamında iyi bir hukuk bilgisinin dışında iyi bir teknoloji ilgisi değil, bilgisine sahip olmak oldukça destekleyici bir nitelik olur. Veri koruma hukuku yalnız hukuk ilmi içerisinde her alanla ilişkili değil, kesinlikle tek boyutu olmayan multidisipliner bir alandır. Bunun farkında olarak, teknolojinin gelişim hızına yetişebilecek biçimde kendilerini donatmaları hem kendilerine hem ülkemize uzun vadede katma değer olacaktır.